Closeclose blog

Fayrap’ın “popülist” merakı

Posted in okumoku by closeclose on 16 Feb 2010

Sanırım 2009’un son aylarıydı, yine burada Fayrap’ın o ayki sayısıyla ilgili kısa bir yazı yazmıştım ve şimdi 2010 ocak sayısı, üst üste gelmesini önemsemeden yeni bir yazı daha yazacağım.

Edebiyat dergilerinin kapakları, herkesin aklına gelebilecek fikirlerden farklılarına sahip değil.  Bu da vasat bir görüntü sunuyor bizlere.

Fayrap, 2009 başından itibaren kapaklarında yeni formlar deniyor. Arslanbenzer’in ısrarla önerdiği neo-epik şiirin nasıl bir hareketliliğe sahip olduğunu biliyoruz, kapaklarda onun gibi.

Yeni yayın dönemi

2010 Ocak sayısındaki editör yazısında yeni yayın dönemini ve değişiklerin haberini veriyor Arslanbenzer. Bu dönemde bir de logoda yenilik var, kullanılan font değiştirilmiş.

Önceki font Helvetica ailesindendi, değişiklikle birlikte seçilen yeni fontsa Bauhaus ailesinden. Bu tür yenilemeler küçük gibi dursa da önemlidir. Kullanılan veya seçilen fontun karakteri, derginin kimliğiyle ilgili olmalı. Eğer yazı tipinde bir değişikliğe gidiliyorsa, bu, dergideki bir değişikliğin de işaretçisidir; öyle olmalıdır.

Arslanbenzer’in yeni yayın dönemi için seçtiği font önemli ve incelemeye değer. Bu önem, fontun ilişkili olduğu Almanya’daki Bauhaus Tasarım Okulu’yla (1919-1933) olan bağlantısından gelmektedir.

Önce; Bauhaus Tasarım Okulu

Bauhaus, belli amaca yönelik kurulan bir okuldur; klasik, süslemeci ve görsel estetik dışında işlevi olmayan anlayışı reddederek günümüzde de geçerliliğini koruyan iletişime dayalı modern tasarım fikrini inşa etmişlerdir. İlk başkanı, o dönemde otuz bir yaşında olan mimar Walter Gropius’dir. Bünyesinde bir çok sanatçı ve mimar barındıran okulun hocalarından bazılarını sayacak olursak; temel sanat derslerini yürüten ekspresyonist ressam ve yazar Johannes Itten, minimalist anlayışı her defasında vurgulayan konstruktivist fotoğrafçı Laszlo Moholy-Nagy, okulun ilk sergisinin afiş tasarımını da yapan grafik tasarımcı Josst Schmidt, sanat yönetmeni ve fotoğrafçı Herbert Bayer, Lyonel Feininger…

(more…)

justice

Posted in görsel bi'şeyler by closeclose on 31 Dec 2009

Tagged with: , ,

What about

Posted in görsel bi'şeyler by closeclose on 23 Nov 2009

Tagged with: , ,

spekülatif işler bunlar!

Posted in okumoku by closeclose on 10 Nov 2009

Evet, çok doğru, spekülatif işler bunlaré!

Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz değil mi, bence öyle, yani öyle olmalı en azından. Aynı dünyada yaşamanın dışında, yani bu fiziksel durum dışında, düzlemleri belirleyen farklı bir yapı da var. Kaçak bir yapı bu, kaçak inşa edilmiş ama evet hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz fakat bu kaçak yapı beyinlerimizi bölüyor yani sınırlar inşa ediyor beyinlerimizde, fert fert çalışıyor bunun için. Bir süreç bu da, inşa ediyor olması yani. (neyse)

Bahsedeceğim konu başka. Mesela Fransızların gözünden Amerikaya bakınca, avrupa başka bir hal alıyor, bir dönüşüm yaşıyor. Almanlar ya da İtalyanlar için de aynı durum söz konusu. Bu dönüşüm, bizim avrupaya (kendilerine) baktığımız gözden farksız hale getirmiyor kendilerini (avrupalıları) ya da avrupalı bir kişi, amerikaya o gözle bakarak [aşağıdan], kendilerini, bizim onlara (avrupalılara) baktığımız statüye indirgiyorlar [aşağıya]. Yani biri birinin altında, öteki de ötekinin altında durumu yaşanıyor ve sonra altta  kalanın canı çıkıyor tabi.

[Bu bakış farklarını görmek için avrupalı postmodern sanatçılar okunabilir, bilhassa Fransız ya da Almanlar filan.]

Fazla karışık mı oldu bilmiyorum ama bir illüzyonun hakettiği de sanırım bu. Bahsettiğim kaçak yapılaşma, beyinlerin bölünmesi de işte bu illüzyondan kaynaklanıyor.

Esasen başka bir konudan bahsedeğim ben fakat öncesinde böyle bir giriş yapmaktan alamadım kendimi. Bu ironiyi kendimde barındırıyor olmanın bilinciyle.

Amerika ve avrupada, reklam ya da mimarlık gibi yaratıcı iş üreten sektörler için ”spekülatif iş” diye tanımlanan bir süreç var. Reklam sektörü için konuşacak olursak, müşteriden gelen brief doğrultusunda  bir konsept tasarım hazırlayıp bunun müşteriye sunulması ve fakat müşterinin bu çalışma sonrası için herhangi bir maddi karşılık garantisi vermemesi durumu. Bu süreç, tasarımcı ya da ajans için genellikle yoğun bir çalışmayı gerektirir ki gerçekten iyi bir çalışma ortaya çıkabilsin. Fakat müşteri duruma bu şekilde yaklaşmaz ve herhangi bir karşılık vermeksizin geri çevirme hakkına sahiptir. Yani işler genellikle bu şekilde yürür ve kreatif alanda çalışanlar bundan şikayetçidir çünkü ücretsiz tasarım danışmanlığı yapmış oluyorsunuz öylelikle.

İşte bu duruma müdehale etmek amacıyla, özellikle Amerika’da, AIGA tarafından çalışmalar yapılıyor yani yapılıyor olduğunu okuyoruz internetten. Bu, bahsedilen iş sürecinin sektörleşmesi demek. Avrupalı ve Amerikalı her konuda sektörleşmeye gidiyor ve zaten oradan yırtıyor.

Spekülatif iş tanımlaması buraya ne zaman gelir; iktidardan faydalanarak kurulmuş ajanslar, özünde hödük fakat iki pantone katalog görüp, iki macintosh’a dokunup iki photoshop izlemiş danyal ajanslar ve tabi müşteriler bu konuda ne düşünürler bilemiyoruz. Zamanla göreceğiz artık.

Konuyla ilgili daha arıntılı bilgiyi şuradan; buradan okuyabilirsiniz.

Fayrap 19

Posted in Uncategorized by closeclose on 12 Sep 2009

Fayrap 19

Lokal anestezi

Son sayısında Woody Allen’dan nefret etmiş olan “popülist edebiyat dergisi” fayrap, eylül 2009 tarihli 19. sayısı ile yine okurlarının karşısına çıktı. Bu kez, İsmet Özel’e doğum günü armağanı ve Scarface’ten yaralı bir yüz ile işte geldik burdayız diyen Hakan Arslanbenzer (fayrap), “halkın ruhu” isimli şiiriyle ve önceki sayfada bulunan “aklı evvel halkçılar” isimli yazısıyla biz okurları karşısına alıyor, başlıyor anlatmaya. Sonrasında Ahmet Güntan, bir yandan Serkan Işın ile tartışmaya dururken diğer yandan, 6. sayfada, “parçalı ham”ın 16.sını yayımlayarak dergiye olan yakınlığına yakınlık katıyor. Diğer şiirler ise Orkun Elmacıgil’in “iyi”si ve çevirisi Ali Akyurt’a ait olan Diane Diprima’nın “güle güle nkrumah”ı. Daha sonrasında ise Ahmet Güntan, Hakan Arslanbenzer, Ali Akyurt, Fazıl Baş ve Murat Sözer’in kalemlerinden İsmet Özel’e ayrılan armağan sayfalar yer alıyor. Fayrap ekibi bu sayede de farklı bir şey yapmış olarak İsmet Özel’i de anıyor(!).

Bu hareketi destekliyorum

Popülist demişken, Arslanbenzer, İstanbuldaki bir konuşmasında konu hakkında (popülizm) söylediklerinden ötürü özellikle bir kesim tarafından çok eleştirilmişti. Ben, eleştiride bulunanların konuyu yanlış anladığını ve boş yere kendilerini harap ettiklerini düşünmüştüm. Kimseye bir şey katmasa da, içimde Arslanbenzer’in yanındaydım ve söylediklerini desteklemiştim. Ve şimdi 19. sayıyla birlikte yine aynı şeyleri düşünmekteyim.

Aynı şeyleri düşünmeme neden olan şey, fayrap’ın bu sayıdaki kapağına “lokal lak” yaptırmış olması. Kan-man efektine de ayrı bir yakışmış bu lak. Çok basit bir şey aslında. Ama Kitap-lık’ın poşete girmesine, Yedi İklim’in yüzünün tümden değişmesine ya da Notos’un Bilgi Üniversiteli reklam ajansı “R Vitamini” ile çalışmaya başlamasına benzemiyor bu. Edebiyat dergisinde görsel olmalı mı, tasarımı nasıl olmalı, acaba renkli mi olmalıyı tartışırken bence bu güzel bir hareket oldu. Destekliyorum ben bu hareketi. Coğrafyamızda yayın-süreli yayın kültürü olmadığından ötürü evet biz hala böyle şeyleri tartışabiliyoruz. Ancak basit anlamıyla liberalizm illa ki bir yerlerimize işliyor ki Karagöz  illüstrasyonlarıyla ve yaklaşımıyla biraz farklı bir yerden giriyor mevzuya; Kitap-lık, bilmem kaçıncı ve bilmem kaçıncı sayfa arası diye bir bölüm eklemiş oluyor sayfalarına; Varlık, magazin (bkz: magazine) anlayışını ısrarla sürdürüyor; Yedi İklim ve Notos’tan da bahsettik zaten ve işte diğerleri.

Bu liberal dünyada bizi susuz komadıkları için Fayrap’a ve Arslanbenzer’e ve Safi’ye ve reklam ajanslarına ve sanat yönetmenlerine teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Tüm o güzel kapaklar ve şık layoutlar için (kapak güzel, layout şık olur).

DY

for fayrap

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.